Sever, nefret eder, şaşırır ve acı çekeriz. Duygularının ve düşüncelerinin en çok bilincinde olan varlığız biz insanlar. Kimi zaman hafifçe yaşarken hislerimizi kimi zaman zirveye ulaşarak yaşarız. İçimizde birikir, birikir ve öyle bir hal alır ki bu hisler; paylaşmadan duramayız. Öfkemizi de neşemizi de paylaşarak devam ederiz nefes almaya ve hissetmeye. Sabahattin Ali, bu paylaşma hadisesinin en sade ve en samimi yolunu bulmuş; kendini en çok anladığını düşündüğü insana, yıllar boyu yüz yüze görüşmediği dostu Ayşe Sıtkı'ya, uzun uzadıya mektuplar yazmıştır. Aylarca geciken cevap mektuplarına sitem etse de 1935'e kadar yazmayı bırakmamıştır. Bu mektuplar, Sabahattin Ali'nin hem dış dünyasını hem de iç dünyasını kendi ağzından okuyabileceğimiz en iyi kaynaklardan biri aslında. Çünkü insanlara, sisteme hatta kendi eserlerine karşı gerçek yorumlarını okumak mümkün. Son olarak Melankoli, okurda yazma arzusu uyandırabilecek kadar edebi ve aynı zamanda sade bir dile sahip. Okura mektup türünü sevdirecek, etkileyici bir kitap.
Alıntı
"Niçin ruhumuzun asla ısınamadığı kalıplarda kalmaya mecburuz? Bir insana bundan daha büyük işkence olur mu? Yaratılış her insanı yeryüzüne bir iş için gönderir. Memur doğanın eşkıya olmasına, şair doğanın kunduracı olmasına sebep olan toplumsal düzen dedikleri nesnedir ki, bunun, mecbur ederek yaratıldıklarından başka işlere sürüklediği adamlar ömürlerinin sonuna kadar, işlerine, hatta hayata alışamamak bedbahtlığına uğrarlar."

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder